Kayısının Anavatanı ve Tarihçesi
Rosaceae (Gülgiller) familyasının Armeniaca cinsine ait olan kayısının
botanik adı Armeniaca vulgaris Lam. (Prunus armeniaca L.)'dir. Birçok
araştırıcıya göre kayısının anavatanı Çin ve Orta Asya olup Büyük İskender'in
Asya Seferleri sırasında (M.Ö.330-323) İran ve Transkafkaslar yolu ile
Anadolu'ya getirilmiştir (2,3,4).
Ancak yaptığımız araştırmalar Büyük İskender’in Asya seferlerinden çok daha uzun
yıllar önce kayısının Anadolu’da yetiştirildiğini göstermektedir. Yozgat’a bağlı
Boğazköy’de yapılan kazılarda bulunan ve Hitit’lerin M.Ö. 1650-1200 yılları
arasındaki yaşamlarından bilgiler içeren çivi yazılı tabletlerinin okunmasıyla
Anadolu’nun geçmişi ile ilgili çok değerli bilgiler elde edilmiştir. “Boğazköy
Metinlerine Göre Hititler Devri Anadolu’sunun Florası” adlı kitabı yazan
Prof. Dr. Hayri Ertem’e göre Hititler devri Anadolu’sunda bağcılığın, tarımın,
hayvancılığın ve madenciliğin yanı sıra meyveciliğin de ekonomi yönden önemi
büyüktür. Hititlere ait bir arazi vakıf tableti olan Kbo V 7 Rs.28’de
Tiuatapara adındaki bir şahsın 42 adet kayısı ağacının olduğundan
bahsedilmektedir.
Yine Kbo VI 12 Vs. I 17-21 tabletinde ise üzüm, incir,
elma ve kayısı ağaçlarının tahrip edilmesini hatta meyvelerinin toplanmasına
önlemek için Hititliler tarafından kanun çıkarılması o devirde bu ağaçların
Hitit ekonomisindeki önemini açıklamaktadır. Hititler kayısıya “HASHUR.KUR.RA”
adını vermişlerdir. HASHUR.KUR.RA‘nın kelime kelime anlamı HASHUR; elma,
KUR.RA; dağ olup Türkçe karşılığı ise “Dağın Elması” veya “Dağ Elması”’dır.
Hititler “kurutulmuş kayısı” olan“Ha-da-an HASHUR.KUR.RA” için kullandıkları
ölçü PA-RI-SU’dur. Hititler kayısı ile birlikte diğer yaş ve kuru meyveleri
yiyecek olarak tüketmelerinin yanı sıra kültte tanrılara sunmak ve kutsal
yerlere konmak için kullanmaktaydılar. Bu bilgiler, kayısının günümüzden en az
3000-3500 yıl öncesinde Anadolu’da ekonomik anlamda yetiştirildiğini ve
Hititlilerin kayısıya ne kadar önem verdiklerini ortaya koymaktadır (5,6).
Bir çok araştırıcı kayısının Latince ismi Armeniaca vulgaris Lam.’a bakarak bu
bitkiyi Ermeniler ile ilişkilendirme hatasına düşmektedir. Kayısının botanik
sınıflandırmasını yapan C. Linnaeus ve J. B. de Lamarck’ın bu bitkiye niçin
Armeniaca ismini verdikleri bugün bilinmemektedir. Ancak Mezopotamya çivi
yazılı kaynaklarındaki bitki listelerinde Asurlular kayısıya “ARMANNU” ismini
vermişlerdir. (5). Asurca “Yukarı Ülke, Yukarı Canip” manasına gelen ve ilk
defa M.Ö. 1274-1245 yıllarında Asur Kralı I. Salmanasar tarafından kullanılan
“Uruatri” (Urartu) kelimesinin M.Ö. 8. yüzyılın son çeyreğinde yine Asurca
kitabelerde aynı manada kullanılmak üzere “Armeniea” şeklinde değişime
uğramıştır. Bu coğrafi isme daha sonra bir topluluğu ifade edecek “Ermeni”
şekliyle ilk defa M.Ö. VI. yüzyılda Darius’un yazılarında rastlanmaktadır.
Pers Kralı Darius, hakimiyeti altında bulunan ve bu yüzyıl başlarında batıdan
göç yoluyla gelip, kendilerini Haikh (Hai, Hay) olarak adlandıran bu yabancılara
Armenia bölgesinde oturanlar anlamında Ermeniler ismini vermiştir (7).
Kelime anlamları düşünüldüğünde, kayısıya Asurluların Armannu ve Hititlilerin
ise Hashurkurra adını vermelerinin bir tesadüf olamayacağını düşünüyoruz. Zira
bugün dağlık ve tepelik gibi yüksek alanların kayısının en ideal yetişme
yerleri olduğunu biliyoruz. Diğer taraftan Asurlular Mezopotamya’da yaşamakla
birlikte ticaret amacıyla M.Ö. 1950-1750 yılları arasında Anadolu’ya sık sık
gelip gitmişlerdir. Anadolu coğrafik olarak Mezopotamya bölgesine göre daha
kuzeyde ve rakımca daha yüksektir. Asur ve Hititlilerin kayısıya Armannu ve
Hashurkurra isimlerini, bu bitkinin doğal yetişme yerlerine ithafen vermiş
olmaları kuvvetle muhtemeldir.
Kayısının Anadolu'dan Batıya yayılışı M.Ö. I. yüzyıla rastlamaktadır. Roma-Pers
savaşları sırasında Romalı askerler ve bazı tüccarlar tarafından kayısı önce
İtalya'ya, sonra Yunanistan'a götürülmüştür. Kayısının diğer Avrupa ülkelerine
geçişi daha yakın tarihlerde gerçekleşmiş, XIII. yüzyılda İngiltere'ye, XVII
yüzyılda ise Fransa ve Amerika'ya götürülmüştür.
Malatya'da Kayısının Tarihçesi
Malatya’da kayısının bilinen yazılı tarihi 1655’dir. Bu yılın ilkbahar
aylarında Malatya’ya gelen ünlü seyyah Evliya Çelebi 53 bin kişinin yaşadığı
şehirde, 7.800 meyve bahçesi ve yedi kayısı çeşidinden bahsetmektedir.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Kırmızı, sarı, müşmüş, beyaz, bey, sulu ve etli
adlarında yedi çeşit sulu kayısısı olur ki, bağdan şehre seleler ile güçlükle
getirilir. Biraz incinse suyu kalmaz. Her bir kayısı kırk-elli dirhem gelir.
Zerdalisinin hesabını Allah bilir. Çokluğundan pestil yapılıp diyar diyar
yüklerle taşınır” diye bahseder. Diğer taraftan 1617-1693 yılları arasında
yaşamış olan Malatyalı Niyazi Mısri şiirlerinde meyve ağaçları ile donanmış
Asbuzu’nun “Cennete benzeyen çok güzel bir doğa parçası” olduğundan bahseder.
Alman Genelkurmay Başkanlığı da yapmış olan Moltke, Osmanlı Ordusuna çağdaş
eğitim yöntemlerini öğretmek üzere 1838 yılında geldiği Malatya’da; kayısı,
ceviz, erik, armut, elma ve dut ağaçlarıyla dolu Asbuzu’nun görülmemiş
güzellikte bir yer olduğundan söz etmektedir (8,9).
Meyveciliğin ve kayısının Malatya için önem kazanması Cumhuriyetin ilanı ile
başlamaktadır. Malatya’nın yerli tüccarlarından “Hacı Sadi Oğlu Mahmut Nedim”
1923 yılında kayısıyı kükürtleyerek kurutur ve kükürtlemeyi çevresindekilere
öğretir. Kükürtleme ile birlikte kayısının hem uzun süre depolanması hem de
albenisi arttığı için ülkemizi bir ağ gibi saran demiryolunun Malatya’ya
gelmesiyle birlikte kayısının ekonomik önemi de artmaya başlar. Malatya’da
haftalık Yeni Malatya gazetesinin 3 Temmuz 1930 tarihli sayısında kayısı ile
ilgili önemli bir bilgi bulunmaktadır. Gazetenin bir sütununda Malatya eski
Belediye Başkanı Hacı Abdi Oğullarından Hasan Beyin bahçesinde halk tarafından
Hasanbey adı verilen kayısının bir tanesinin 23 dirhem, 16 tanesinin ise bir
okka geldiğinden bahsedilmektedir (10) .
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Malatya meyveciliğine ait sağlıklı bilgiler
maalesef çok sınırlıdır. Malatya’nın meyvecilik potansiyeli Ankara Yüksek
Ziraat Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. W. Gleisberg’in dikkatini çeker ve başasistanı
L. Ükümen’i 1933 yılında Malatya’ya gönderir. Ülkümen’nin 1933-1936 yılları
arasında Malatya’nın meyve çeşitleri ile meyve üretim alanlarını inceleyerek
yaptığı çalışma 1938 yılında kitap halinde yayınlanır. Ülkümen’e göre, 1930'lu
yıllarda Malatya'nın meyve alanları Derme, Horata ve Orduzu suyunun geçtiği
alanlarda yoğunlaşmıştır. Pınarbaşı’ndan başlayıp Gündüzbey, İsmetpaşa, Kileyik,
Barguzu, Tecde, Yukarı ve Aşağı Banazı, Adafı ve Eskimalatya’yı içine alan 30
km uzunluktaki bölgenin büyük bölümünü kayısı bahçeleri oluşturmaktadır. O
yıllarda Malatya'nın önemli kayısı çeşitleri Hacıhaliloğlu, Hasanbey, Çataloğlu,
Hacıkız, Gavuraşısı, Koyunoğlu ve Osmanonbaşı’dır (11).
1937 yılında Türk-Alman İşbirliği ile bugün ki Meyvecilik Araştırma Enstitüsünün
yerinde “Kayısı Üretme İstasyonu” kurulur. Bu istasyon bölgedeki meyve tür ve
çeşitlerinin ıslahı ile birlikte ucuz ve kaliteli fidan dağıtımı yaparak
Malatya’da meyveciliğin gelişmesinde önemli bir görev üstlenir. Fakat 1937,
1941, 1944 ve 1951 yıllarında meydana gelen şiddetli kış ve ilkbahar donları
kayısı ağaçlarına önemli zararlar verir ve Malatya kayısıcılığını olumsuz yönde
etkiler. Kayısı ağaçlarının dondan zarar görmesi ve kuru kayısının para
etmemesi üzerine kayısı üreticileri 1960'lı yılların başında kayısı
ağaçlarını sökerek yerine elma fidanı diker veya sebze yetiştiriciliği yapmaya
başlarlar. Ancak 1970’li yılların ortalarında kuru kayısı ihracatının artması ve
ekonomik önem kazanması ile birlikte yeniden kayısıya tarımına dönüş başlar.
Malatya'da kayısı ağacı sayısı, yaş ve kuru kayısı üretimi 1980'li yıllardan
sonra büyük bir artış göstermiştir (Tablo 1). 1934 Yılında 552 bin olan kayısı
ağacı sayısı 1998 yılında yaklaşık 12 kat artarak 6.5 milyona, kuru kayısı
üretimi ise 900 tondan 77 bin tona yükselmiştir. 2001 Yılı verilerine göre
Malatya’dan 86 ülkeye 99 bin ton kuru kayısı ihracatından 89 milyon dolar döviz
elde edilmiştir.
Sonuç olarak Anadolu’da yaklaşık dört bin yıl geçmişi bulunan kayısının Malatya
için yeri çok farklıdır. Son yıllarda kuru kayısıya ilave olarak yaş kayısı
ihracatının artması Malatya’daki kayısı ticaretine farklı bir boyut getirmiştir.
Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Malatya dünya kayısı merkezi olma unvanını
koruyacaktır.
Kaynaklar
1-Asma, B.M. 2000. Kayısı Yetiştiriciliği, Evin Matbaası , Malatya
2-Mehlanbacher, S.A., Cocıu, V., Hough, L. F., 1991. Apricots. Genetic Resources Fruit Acta Hort. Vol. 290, P: 66-107
3-Özbek, S., 1978. Özel Meyvecilik. Çukurova Ü. Ziraat Fak. Yayınları, No: 128, Adana.
4-Dokuzoğuz, M., 1966. Ege Bölgesi Kayısı Çeşitleri Üzerine Pomolojik Çalışmalar. Ege Üniversitesi Ziraat Fak. Der. 3 (2) : 60-77
5-Ertem, H.,.1974. Boğazköy Metinlerine Göre Hititler Devri Anadolu’sunun Florası. TTK Basımevi Ankara
6- Memiş, E., 1989. Eskiçağ Türkiye Tarihi. Selçuk Ü. Yayınları No:87, Konya
7-Göğebakan, G., 2002. XVI. Yüzyılda Malatya Kazası, Malatya Belediyesi Kültür Yayınları No: 6 Malatya.
8-Evliya Çelebi Seyahatnamesi III. Cild S: 425 (Nşr. T. Temelkuran, N. Aktaş, İstanbul, 1986)
9-Ünaldı, C. 1994. Kayısının Türkiye-Malatya Ekonomisindeki Yeri ve Önemi. Standart Dergisi S: 75-79
10-Anonim, 1930. Kayısı (3 Temmuz 1930), Yeni Malatya Gazetesi.
11- Ülkümen, L., 1938. Malatya'nın Mühim Meyve Çeşitleri Üzerine Morfolojik, Fizyolojik ve Biyolojik Araştırmalar. Ankara Yüksek Ziraat
Enstitüsü Çalışmalarından No:65. Ankara
12- Elgin, İ., 1942. Erik, Kayısı ve Şeftalinin Kurutulması. Tarım Bakanlığı Pratik Kitaplar Serisi, Türkdili Basımevi, Balıkesir.
13- Anonim, Tarımsal Yapı ve Üretim (Muhtelif sayıları). DİE, Ankara
http://kaum.inonu.edu.tr/kaum13.html